2010 senesi idi. O vakitler, GENÇ Dergisi’nin okuyuculara hediye edeceği kitap üzerinde istişareler sürüyordu.
Bu vesileyle, kitabın yazarı Osman Nuri Topbaş Hocaefendi ile görüşmelerimiz oluyordu. Bir bakıma, içi hazırdı fakat kitap ismi hususunda henüz bazı şeyler netleşmemişti.
Tam o sıralar, ilk evladım Hikmet Kerem doğdu, bunun büyük sevinci ve şaşkınlığı vardı üzerimde.
Mutluluktan ve heyecandan havaya uçuyordum, işte tam böyle bir günde, Osman Efendi’nin yanına gittim, kitapla ilgili son noktaları belirleyelim diye düşündüm.
Yanına girdiğimde, “Ne koydunuz adını?” diye sordu.
Ben tabii birden çok sevindim, “vay be, bebekten hiç bahsetmemiştim” diye içimden geçirdim, büyük bir coşkuyla “Hikmet Kerem koyduk efendim.” dedim.
Bu cevabım üzerine Osman Efendi birkaç saniye boşluğa bakar gibi yüzüme baktı, bir anlam veremedi, hafiften öylece duraksadı.
Ben tabii ne oluyor, ne dedim acaba diye düşününce, işi birden kavradım ve “ah ulan Süleyman, ne bebeği yahu, kitabı soruyor kitabı” dedim içimden.
Ardından da hemen ilave ettim:
“Kitabı sordunuz değil mi efendim?”
Evet manasında başını sallayınca, gülmekten kendimi alamadım, kendim söyleyip kendim güldüm birkaç saniye.
Benim bu hâlime Osman Efendi de tebessüm etti, meğer o kitabın ismini sormuş ben de heyecanla bebeğin ismini söylemiştim.
Aklıma geldikçe gülümsediğim hatıralardan biridir bu, hayat karşısında genel hâlimin de özeti gibidir, biraz çocuksu biraz heyecanlı biraz şaşkın.

