Başarı kelimesini önemsiyorum çünkü bugün özellikle gençler dünyaya sözü olan insanların neyi başarıp başaramadıklarına dikkat kesiliyorlar.
Örnek verecek olursam, Selçuk Bayraktar’ın sözleri yankı buluyor çünkü bir başarının gölgesinde konuşuyor, SİHA’lar vesilesiyle ortaya koyduğu çizgi kıymetli bulunuyor.
Diğer yandan, Müslüman ülkelerin birçoğunun itibarı neden az, çünkü İsrail’in Gazze’deki katliamlarına karşı güçlü bir duruş göstermekten dahi acizler, bırakın mücadele etmeyi ses dahi çıkaramıyor çoğu. Böyle olunca da, bugünün genci “başarısız” bir ülkenin ne dinini önemsiyor, ne inançlarını dikkate alıyor.
Yani aslında, İslam dünyası başarmak ile barışmalı, başarıyı küçümseyen bir anlayıştan uzak durmalı.
Hayal edin, İsrail’i mat etme başarısı gösteren bir ülke, her anlamda öne çıkmaz mıydı dünyada? O ülkenin itibarı tavan yapmaz mıydı tüm Müslümanların gözünde?
Elbette ki bizler inancımız gereği esas hayatın ahiret hayatı olduğuna inanıyoruz, orası için hazırlık yapıyoruz ve nihai hedef olarak ebedî mutluluğu arzuluyoruz. Yani “en büyük başarı” budur gözümüzde, çünkü burası dünyadır, fânidir, yeri gelir başardığımızı sandığımızda tökezleriz, yeri gelir kaybettiğimizi düşündüğümüz bir an belki de çok büyük şeyler başarmış sayılırız.
Lakin bu demek değildir ki dünyayı imar etmeyelim, yeryüzünün ihyası için çabalamalayım. Hem dünyada hem ahirette saadeti istiyoruz, bir anlamda hem dünyada başarılarla ömür geçirmek hem de ahirette en büyük başarıya kavuşma niyetindeyiz.
İnşallah hepimiz kendi alanlarımızda başarılı insanlar oluruz, elimizden ve dilimizden tüm insanlık hayır görür, tüm varlık feraha erer. Küçük hedeflerden büyük hedeflere kadar, başara başara yol almalıyız, başarmak çok güzel bir şeydir.
