birsan alüminyum
Süleyman Ragıp Yazıcılar
Köşe Yazarı
Süleyman Ragıp Yazıcılar
 

İNSAN BU, TAKILI KALIR BAZEN

Kur'ân'ı Kerim'de insanın yaşlandıkça bir anlamda bebeklikteki saflık ve bilgisizlik hâline geri döndüğü vurgulanır, bir nevi çocuklaşır yaşlılar, bunu annem üzerinde daha net tecrübe ediyorum artık. Bugün bir süre onun yanındaydım. Evdeki hâllerini izlemek, hareketlerini analiz etmek çok hoşuma gidiyor. Hoş bir hadise yaşadık, başkalarına da ilham olur diye paylaşmak istedim. Annemin evinde hâlâ alaturka tuvalet bulunmaktadır, değerini bilenler için büyük nimettir lakin ülkemizde dahi alafranga karşısında zamanla yok olacak gibi görünüyor. Neyse, sadede geleyim, uzun zamandır alaturka tuvaletin tam ortasına konan beş litrelik bir su bidonu dikkatimi çekiyordu. Ben ilk zamanlar belki kötü kokular söz konusudur ve o yüzden koyuyordur diye düşünüyordum. Sonradan anladım ki herhangi bir fare tehlikesine karşı tedbiren böyle bir uygulama yapıyormuş. Bu sebeple de kapı tam açılamıyor ve her giriş çıkışta ayrı bir zahmet söz konusu. Bugün annemi karşıma aldım, yavaş yavaş konuştuk, neden böyle bir şey yaptığını anlamaya çalıştım. Sonra baktım ki korkuları neredeyse otuz yıl öncesine dayanıyor, zihni o günlere takılı kalmış. Esenler'e ilk taşındığımız günlerde, 1990'ların başı, yaşadığımız gecekondunun çevresinde çeşitli boylarda fareler bulunurdu. Zaman zaman lağım fareleri dahi görünürdü. Ben de iyi hatırlıyorum o günleri, perdelere tırmanan fındık fareleri yüzünden epey tedirgin uyurduk, fareler insanların kulaklarını üfleyerek yiyormuş diye söylenti dolaşırdı, paniğimiz büyürdü. Kah zehir koyardık stratejik noktalara, kah metal kapanlarla önlem alırdık, kah da mahallenin kedilerini yardıma çağırırdık. Annem için tabii büyük korkulara sebep olmuş bu hadiseler, hele bir seferinde tuvalete girdiğinde karşısına çıkan kocaman fareler yüreğinin derinliklerinde hâlâ geziyormuş. Epey bir konuştuk, ona artık eski zamanlardaki gibi olmadığını detaylı bir şekilde anlattım. Zaten şimdiki evi binanın dördüncü katında bulunuyor, bu yüzden farelerin borulardan tırmanmalarının mümkün olmadığını dile getirdim. Ve sonra sordum: - Anneciğim, otuz senedir böyle bir vaka hatırlıyor musun? Boruları tırmanıp tuvaletlerden çıkabilen bir fare görülmüş ya da duyulmuş mu bu çevrede? Sorum onu biraz düşündürdü, "yok, hiç duymadım" dedi. Sonra detaylı anlattım, "insan bazen yaşadıklarını unutmaz ve bazı şeylere ister istemez takılır, zihin kısır bir döngüde döner durur ve bu insan için çok yorucu olur" dedim. Sözlerimi sakinlikle ve anlayışla dinledi. Ona takıntılarımız ve vehimlerimiz üzerine bildiklerimi söyledim, çok hoşuna gitti. Sonra şöyle bir karşılık verdi: - Ben nereden bilebilirim ki, anlatsa biri de öğrensem, ben de insanım, çok iyi oldu. O bu sözü söylerken çok gülümsedim, çünkü beş çocuğunu da babasız bir şekilde büyütmüş koca bir yürekti annem, hayata dair tecrübesiyle bizi on defa cebinden çıkaracak bilgeliğe sahipti. Lakin takıldığı bir küçük hadise onun gönlünde büyümüştü ve şimdi sözlerim vesilesiyle kendince rahatlıyordu. Baktım ki ikna olacak gibi, üzerine biraz daha gittim, "gel bu işi bugün bitirelim anneciğim" dedim. Heyecanlandı, yine erteleyecekti, son bir güçle "Yapalım di mi?" diye sordu. Onu daha da motive etmek için şöyle karşılık verdim: - Hiç düşünme bile anneciğim, dök suyu, kaldır o şişeyi, sen de rahat et, herkes de rahat etsin, hem çok daha sağlıklı olur, hem de sen sürekli o meseleyi düşünmekten kurtulursun, korkma ve Allah'a güven, yapabilirsin! Büyük bir şeyi başaracak olmanın sevinci vardı yüzünde, ikna olmuş ve kararını vermiş gibiydi lakin yine de kendini garantiye almak için tebessümle şu cümleyi kurdu: - Fare çıkarsa koşup geleceksin ama, seni arayacağım, tamam mı? Yine gülümsedik, "söz veriyorum, nerede olursam olayım geleceğim ama emin ol ne fare çıkacak ne de korktuğun bir şey olacak, Allah'ın izniyle çok mutlu olacaksın, zihnin ferahlayacak, kalbin mutmain olacak, inan bana" dedim. Sonra tuvaletteki su şişesini boşalttık, plastiğini de geri dönüşüm poşetine koyduk. İçi ferahladı, yüzü güldü. İlerleyen saatlerde iyi bir şey yaptığına emin olmak için "Çok iyi oldu di mi?" şeklinde mırıldanmaları oldu, kendisine de hayret edercesine "ne iyi oldu gerçekten, çok rahatladım" sözleri döküldü dilinden. Basit gibi görünen şu hadise aslında bana çok şey söyledi bugün. Hepimiz telkine muhtacız, doğru kelimeler vesilesiyle ikna edilmeyi bekliyoruz. Hayali korkularımız ve vehimlerimiz çoğu zaman fazladan zihnimizi yoruyor, kalbimizi meşgul ediyor. Annem neredeyse yetmiş beş yaşında, kendince ne çok şey gördü ve tecrübe etti lakin yaşı ilerledikçe küçücük bir meseleyi yüreğinde büyütebiliyor, ister istemez çocukluk hâlleri gösterebiliyor. Bize düşen güzelce anlatmak, sağlıklı iletişim zemininde istişare yapmak ve yadırgamadan hadiseyi tahlil etmek. Doğru zamanda ve doğru zeminde cesaretlendirildiğimiz zaman, çok şeyi başarabiliriz, bu bir gerçek. Sonra annemin gönlünü yokladım, takılı kaldığı başka şeyler var mı diye. Ne zamandır eski komşumuz Lütfiye Teyzeye gitmeye niyet etmiş ama bir türlü muvaffak olamamış, sürekli ertelemekten ve ne yapacağını bilememekten dolayı kalbinin içinde bu konu bir ileri bir geri sallanıp duruyormuş. "Hiç takılma, an bu andır, gel bir endişenin daha yersiz olduğunu görelim birlikte, kalk gidelim anneciğim, harika olacak" dedim, yine çok heyecanlandı ve yola revan olduk. Harika bir ziyaretti, eski günleri andılar, hoşça sohbet edildi. Annem çok ama çok mutlu oldu, Lütfiye Teyze ise tarifsiz sevinçlerle doldu. Mâziye dair bazı detayları öğrenmiş oldum, meğer torunu Hilal Abla babam vefat ederken baş ucunda Kur'ân okuyormuş, ayrı bir mutluluk oldu benim için. Geri dönerken annemin gönlünde ağırlık olan bir meseleyi daha hafifletmenin sevinci vardı içimde. Annem ise çocuk gibi huzurluydu, yine büyük bir şey başarmış gibi hissettiği için gözleri parlıyordu. En son dönüş yolunda "Gönlünde takılı kalan, kalbini ve zihnini yoran başka bir şey var mı?" diye sordum. Eskisi gibi yürüyemiyordu çünkü daha önce birkaç defa sokakta düşmüştü, zihni daima yürürken kötü bir şey olabilir düşüncesiyle doluydu. Bu konuyu kısmen açtık lakin baktım ki mesele derin, gülümseyerek şöyle dedim: - Anneciğim bir günde iki büyük endişeden kurtuldun, kısmen takıntı olmuş iki hadiseyi aştın. İstersen üçüncüsünün üstüne bugün gitmeyelim, bu defa tüm kazanımlarımızı kaybetmekten korkarım, iyisi mi bu iki mutlulukla biraz vakit geçir, sonra şu yürüme meselesini pratik olarak sahaya inerek birlikte yapalım. O da epey gülümsedi, "tabii tabii, inşallah onu da yaparız" dedi. İşte böyle, dilerim ona da muvaffak oluruz, hayat bu, sürprizlerle dolu, yarın başımıza ne geleceğini, nasıl bir hâlde olacağımızı bilemiyoruz. Büyüklerimiz yaşlandıkça çocuklaşırlar, onlara karşı merhametli ve anlayışlı olarak konumlanabilirsek ne mutlu bizlere. Bizleri küçükken koruyup kol kanat geren ebeveynlerimize karşı inşallah bizler de sabırla, anlayışla, sevgiyle ve merhametle hizmet edebiliriz. Yaşayan cennet kapısıdır ebeveynler, değerlerini biliriz inşallah. Şu muazzam ayetlerle bitirmek isterim sözlerimi. "Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi ve anne babanıza iyi davranmanızı emretti. Onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlanırsa onlara öf bile deme! Onları azarlama! İkisine de gönül alıcı güzel sözler söyle. Onlara merhametle ve alçak gönüllülükle kol kanat ger. “Rabbim! Onlar nasıl küçüklükte beni şefkatle eğitip yetiştirdilerse şimdi sen de onlara merhamet göster” diyerek dua et." (İsra, 23-24) 13 Kasım 2025 / Süleyman Ragıp Yazıcılar
Ekleme Tarihi: 26 Kasım 2025 -Çarşamba
Süleyman Ragıp Yazıcılar

İNSAN BU, TAKILI KALIR BAZEN

Kur'ân'ı Kerim'de insanın yaşlandıkça bir anlamda bebeklikteki saflık ve bilgisizlik hâline geri döndüğü vurgulanır, bir nevi çocuklaşır yaşlılar, bunu annem üzerinde daha net tecrübe ediyorum artık.
Bugün bir süre onun yanındaydım. Evdeki hâllerini izlemek, hareketlerini analiz etmek çok hoşuma gidiyor. Hoş bir hadise yaşadık, başkalarına da ilham olur diye paylaşmak istedim.
Annemin evinde hâlâ alaturka tuvalet bulunmaktadır, değerini bilenler için büyük nimettir lakin ülkemizde dahi alafranga karşısında zamanla yok olacak gibi görünüyor.
Neyse, sadede geleyim, uzun zamandır alaturka tuvaletin tam ortasına konan beş litrelik bir su bidonu dikkatimi çekiyordu. Ben ilk zamanlar belki kötü kokular söz konusudur ve o yüzden koyuyordur diye düşünüyordum. Sonradan anladım ki herhangi bir fare tehlikesine karşı tedbiren böyle bir uygulama yapıyormuş. Bu sebeple de kapı tam açılamıyor ve her giriş çıkışta ayrı bir zahmet söz konusu.
Bugün annemi karşıma aldım, yavaş yavaş konuştuk, neden böyle bir şey yaptığını anlamaya çalıştım. Sonra baktım ki korkuları neredeyse otuz yıl öncesine dayanıyor, zihni o günlere takılı kalmış.
Esenler'e ilk taşındığımız günlerde, 1990'ların başı, yaşadığımız gecekondunun çevresinde çeşitli boylarda fareler bulunurdu. Zaman zaman lağım fareleri dahi görünürdü.
Ben de iyi hatırlıyorum o günleri, perdelere tırmanan fındık fareleri yüzünden epey tedirgin uyurduk, fareler insanların kulaklarını üfleyerek yiyormuş diye söylenti dolaşırdı, paniğimiz büyürdü.
Kah zehir koyardık stratejik noktalara, kah metal kapanlarla önlem alırdık, kah da mahallenin kedilerini yardıma çağırırdık. Annem için tabii büyük korkulara sebep olmuş bu hadiseler, hele bir seferinde tuvalete girdiğinde karşısına çıkan kocaman fareler yüreğinin derinliklerinde hâlâ geziyormuş.
Epey bir konuştuk, ona artık eski zamanlardaki gibi olmadığını detaylı bir şekilde anlattım. Zaten şimdiki evi binanın dördüncü katında bulunuyor, bu yüzden farelerin borulardan tırmanmalarının mümkün olmadığını dile getirdim. Ve sonra sordum:
- Anneciğim, otuz senedir böyle bir vaka hatırlıyor musun? Boruları tırmanıp tuvaletlerden çıkabilen bir fare görülmüş ya da duyulmuş mu bu çevrede?
Sorum onu biraz düşündürdü, "yok, hiç duymadım" dedi.
Sonra detaylı anlattım, "insan bazen yaşadıklarını unutmaz ve bazı şeylere ister istemez takılır, zihin kısır bir döngüde döner durur ve bu insan için çok yorucu olur" dedim.
Sözlerimi sakinlikle ve anlayışla dinledi. Ona takıntılarımız ve vehimlerimiz üzerine bildiklerimi söyledim, çok hoşuna gitti. Sonra şöyle bir karşılık verdi:
- Ben nereden bilebilirim ki, anlatsa biri de öğrensem, ben de insanım, çok iyi oldu.
O bu sözü söylerken çok gülümsedim, çünkü beş çocuğunu da babasız bir şekilde büyütmüş koca bir yürekti annem, hayata dair tecrübesiyle bizi on defa cebinden çıkaracak bilgeliğe sahipti. Lakin takıldığı bir küçük hadise onun gönlünde büyümüştü ve şimdi sözlerim vesilesiyle kendince rahatlıyordu.
Baktım ki ikna olacak gibi, üzerine biraz daha gittim, "gel bu işi bugün bitirelim anneciğim" dedim. Heyecanlandı, yine erteleyecekti, son bir güçle "Yapalım di mi?" diye sordu. Onu daha da motive etmek için şöyle karşılık verdim:
- Hiç düşünme bile anneciğim, dök suyu, kaldır o şişeyi, sen de rahat et, herkes de rahat etsin, hem çok daha sağlıklı olur, hem de sen sürekli o meseleyi düşünmekten kurtulursun, korkma ve Allah'a güven, yapabilirsin!
Büyük bir şeyi başaracak olmanın sevinci vardı yüzünde, ikna olmuş ve kararını vermiş gibiydi lakin yine de kendini garantiye almak için tebessümle şu cümleyi kurdu:
- Fare çıkarsa koşup geleceksin ama, seni arayacağım, tamam mı?
Yine gülümsedik, "söz veriyorum, nerede olursam olayım geleceğim ama emin ol ne fare çıkacak ne de korktuğun bir şey olacak, Allah'ın izniyle çok mutlu olacaksın, zihnin ferahlayacak, kalbin mutmain olacak, inan bana" dedim.
Sonra tuvaletteki su şişesini boşalttık, plastiğini de geri dönüşüm poşetine koyduk. İçi ferahladı, yüzü güldü.
İlerleyen saatlerde iyi bir şey yaptığına emin olmak için "Çok iyi oldu di mi?" şeklinde mırıldanmaları oldu, kendisine de hayret edercesine "ne iyi oldu gerçekten, çok rahatladım" sözleri döküldü dilinden.
Basit gibi görünen şu hadise aslında bana çok şey söyledi bugün. Hepimiz telkine muhtacız, doğru kelimeler vesilesiyle ikna edilmeyi bekliyoruz. Hayali korkularımız ve vehimlerimiz çoğu zaman fazladan zihnimizi yoruyor, kalbimizi meşgul ediyor.
Annem neredeyse yetmiş beş yaşında, kendince ne çok şey gördü ve tecrübe etti lakin yaşı ilerledikçe küçücük bir meseleyi yüreğinde büyütebiliyor, ister istemez çocukluk hâlleri gösterebiliyor. Bize düşen güzelce anlatmak, sağlıklı iletişim zemininde istişare yapmak ve yadırgamadan hadiseyi tahlil etmek. Doğru zamanda ve doğru zeminde cesaretlendirildiğimiz zaman, çok şeyi başarabiliriz, bu bir gerçek.
Sonra annemin gönlünü yokladım, takılı kaldığı başka şeyler var mı diye. Ne zamandır eski komşumuz Lütfiye Teyzeye gitmeye niyet etmiş ama bir türlü muvaffak olamamış, sürekli ertelemekten ve ne yapacağını bilememekten dolayı kalbinin içinde bu konu bir ileri bir geri sallanıp duruyormuş.
"Hiç takılma, an bu andır, gel bir endişenin daha yersiz olduğunu görelim birlikte, kalk gidelim anneciğim, harika olacak" dedim, yine çok heyecanlandı ve yola revan olduk.
Harika bir ziyaretti, eski günleri andılar, hoşça sohbet edildi. Annem çok ama çok mutlu oldu, Lütfiye Teyze ise tarifsiz sevinçlerle doldu. Mâziye dair bazı detayları öğrenmiş oldum, meğer torunu Hilal Abla babam vefat ederken baş ucunda Kur'ân okuyormuş, ayrı bir mutluluk oldu benim için.
Geri dönerken annemin gönlünde ağırlık olan bir meseleyi daha hafifletmenin sevinci vardı içimde. Annem ise çocuk gibi huzurluydu, yine büyük bir şey başarmış gibi hissettiği için gözleri parlıyordu.
En son dönüş yolunda "Gönlünde takılı kalan, kalbini ve zihnini yoran başka bir şey var mı?" diye sordum. Eskisi gibi yürüyemiyordu çünkü daha önce birkaç defa sokakta düşmüştü, zihni daima yürürken kötü bir şey olabilir düşüncesiyle doluydu. Bu konuyu kısmen açtık lakin baktım ki mesele derin, gülümseyerek şöyle dedim:
- Anneciğim bir günde iki büyük endişeden kurtuldun, kısmen takıntı olmuş iki hadiseyi aştın. İstersen üçüncüsünün üstüne bugün gitmeyelim, bu defa tüm kazanımlarımızı kaybetmekten korkarım, iyisi mi bu iki mutlulukla biraz vakit geçir, sonra şu yürüme meselesini pratik olarak sahaya inerek birlikte yapalım.
O da epey gülümsedi, "tabii tabii, inşallah onu da yaparız" dedi.
İşte böyle, dilerim ona da muvaffak oluruz, hayat bu, sürprizlerle dolu, yarın başımıza ne geleceğini, nasıl bir hâlde olacağımızı bilemiyoruz. Büyüklerimiz yaşlandıkça çocuklaşırlar, onlara karşı merhametli ve anlayışlı olarak konumlanabilirsek ne mutlu bizlere.
Bizleri küçükken koruyup kol kanat geren ebeveynlerimize karşı inşallah bizler de sabırla, anlayışla, sevgiyle ve merhametle hizmet edebiliriz. Yaşayan cennet kapısıdır ebeveynler, değerlerini biliriz inşallah. Şu muazzam ayetlerle bitirmek isterim sözlerimi.
"Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi ve anne babanıza iyi davranmanızı emretti. Onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlanırsa onlara öf bile deme! Onları azarlama! İkisine de gönül alıcı güzel sözler söyle. Onlara merhametle ve alçak gönüllülükle kol kanat ger. “Rabbim! Onlar nasıl küçüklükte beni şefkatle eğitip yetiştirdilerse şimdi sen de onlara merhamet göster” diyerek dua et." (İsra, 23-24)
13 Kasım 2025 / Süleyman Ragıp Yazıcılar
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve habergebze.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.