birsan alüminyum
Emrullah Akbulat
Köşe Yazarı
Emrullah Akbulat
 

GAZETECİNİN EDEBİYATI, YAZARLIĞI ISMARLAMA OLMAZ, NEYSE ONU KALEME ALIR

Onlar mazide kaldı. Necip Fazıl Kısakürek, ya da ne bileyim Sezai Karakoç, Nuri Pakdil, Arif Ay, Cahit Zarifoğlu, Erdem Beyazıt ve benzeri gibi ses getiren şairler yok diyorlar. Sakın kolaycı cevaplar vermeyin. Siz, şiir yolunda yürüseydiniz muhakkak yeni şairlere de denk gelirdiniz.           Benim hayatım dört mevsim. Sonbahar çocuğu olarak doğmuşum. Yaz bitmeyecek sanıyordum ancak her gören yapraklar sarardı diyor. Kışıda ilkbaharıda harmanlayıp yaşamışım.            Ben karamsar değilim. Çoğu insanın olmaz dediği şeyin esasen doğru ve olur olduğuna kaneat getirmişsem, benim düşümcem odur. Desinlere, kalabalıklara yahut kolaycılığa yeltenmem. Zor yaşadım. Zorluklara katlandım. Kolay şeyler sahici gelmiyor bana. Hele kolay elde edilenleri kelepir görmekten ziyade neden diye sorglarım. Dedim ya ben Sonbahar çocuğuyum, kışa hazırlıklı yaradılmışım.           Şüphesiz inanmanın insana verdiği huzur mu desem mutlulukmu desem, güven diye de tanımlayabileceğimiz yürek ve beyin rahatlığı oluyor insanda. Düşünsenize ne olursa olsun Allah(cc) var gam yok '' diyor, geçiyorsunuz. Buna tevekkül diyebilirsiniz. Hatta, sabredenlerden olma arzusu da diyebilirsiniz.           Nerede bulunduğumun, nereye, kime baktığımın bir önemi yok. İnsanoğlunun muazzam azmi; Azametli, bir o kadarda gösterişli eserler seriyor önümüze. Ne olursa olsun arz muhteşem, arş muhteşem, beşerin yaptığı zerre kalıyor.  Fani yani. Baki olan ise, kalıcı ve büyüksün dedirtiyor.           İnternet bağımlılığı diye bişi var. Öyle olmasa telefonumuzla yatıp kalkarmıyız. Ya da ne bileyim bilgisayarla bu kadar haşir neşir olurmuyuz.?! Özellikle gençler daha müptela ama bizlerde az vakit harcamıyoruz. Öyleyse bunu daha faydalı hale getirmeliyiz. Mesela ben çok güzel dostlar, kardeşler edindim. Bazen ben bazen de onlar beni arıyorlar. Bu zamanda muhabbet edecek birini bulmak kolay mı sanıyorsunuz.?!           Adam; '' Bana selahiyet verseler 65 yaş üstü kimseleri şehirlerde yaşatmam. Ya köyüne git ya sayfiye bir yerde yaşa veya ne bileyim; emekliler için 5 - 10 metre kare çicek ekebileceği, süpürebileceği bahçesi olan evler yapar oralarda yaşatırdım. '' diyor. Hepimizde her an yeni fikirler. Neticede bu yoğun trafik ve insan hengamesi içerisinde tembelliğimizin bir göstergesi diyorum.            Bittimi harfler, kelimeler. Anlatacak bişi kalmadı mı ? Şair '' gök yüzüne bak '' demiş. Baktın mı ?! Ne bileyim kalk; Odanın penceresinden dışarı bak.  Çocuk iki arkadaşını kovalıyor. Bir bağırış, çığlık. Oyun mu oynuyorlar, yoksa, döğüşüyorlar mı ? Çocuklar varken evimiz sokaktan öte, cadde gibiydi. Ne kadar hareketli, bir o kadarda gürültülüydü...            Her nesilde yeniden kurulur dünya. Hayaller, beklentiler, kızgınlıklar, sevgiler; Dahası sonuçlanmayan aşklar. Zannederler ki, sadece kendileri yaşıyorlar. Düşünmezler benzer şeyler defalarca yaşandı. Ne Mecnun, ne Ferhatlar, ne Şirinler, Leylalar yürüdü bu defalarca yenilenen kaldırımlarda..           Üstad Ressam Erol Ulu serzenişte bulunarak '' Terazisini öne koymayan pazarcıdan mal almam. Arkalarını dönüp tartıyorlar '' paylaşımında bulunuyor.  Hakikaten eski, saygın esnaf profili zedelendi. O cömert, garibana '' bu da benden diyen '' esnaf kalmadı.           Sordular, '' bu ayın enflasyonu ne olur '' Adam '' yahu ben TUİK miyim nerden bileyim. '' diye cevap verdi. Öteki, patates, soğan yine yükseldi. Yaşlı adam '' eskiden kuru fasulye konuşulurdu. Şimdi, patates, soğana kadar düştü. Ama en acısı ahlak, erdem depoya ambalajlandı. O daha kötü. '' dedi.           Bende gazeteciyim; Saklayacak, gizleyecek bişeyim yok. Tezgaha serdim neyim var neyim yok. Kuzey rüzgarını ardıma almışım. Yürek yangınıma körük olur. Sen dünyalık derdindesin ben Mevlaya sığınma derdinde.               Ayaküstü bir kaç dakika lafladık. İyi geldi. Hani '' muhabbet imandandır '' ya, bir araya gelip böyle küçük bukleler halinde muhabbet etmemiz lazım. Yanlız uzatmayalım, bir kaç dakikayla sınırlayalım. Öyle ya çabuk bıkkınlık olmasın. Lezzetiyle devam etsin muhabbetimiz. Ayrılırken elini kalbine götürüyorsun ya, öyle anlamlı buluyorum ki; Cansın, kardeşimsin, Allah (cc) için samimiyiz diyorsun. Benimde elim yüreğimde Vesselam.
Ekleme Tarihi: 06 Ağustos 2026 -Perşembe
Emrullah Akbulat

GAZETECİNİN EDEBİYATI, YAZARLIĞI ISMARLAMA OLMAZ, NEYSE ONU KALEME ALIR

Onlar mazide kaldı. Necip Fazıl Kısakürek, ya da ne bileyim Sezai Karakoç, Nuri Pakdil, Arif Ay, Cahit Zarifoğlu, Erdem Beyazıt ve benzeri gibi ses getiren şairler yok diyorlar. Sakın kolaycı cevaplar vermeyin. Siz, şiir yolunda yürüseydiniz muhakkak yeni şairlere de denk gelirdiniz.

          Benim hayatım dört mevsim. Sonbahar çocuğu olarak doğmuşum. Yaz bitmeyecek sanıyordum ancak her gören yapraklar sarardı diyor. Kışıda ilkbaharıda harmanlayıp yaşamışım. 

          Ben karamsar değilim. Çoğu insanın olmaz dediği şeyin esasen doğru ve olur olduğuna kaneat getirmişsem, benim düşümcem odur. Desinlere, kalabalıklara yahut kolaycılığa yeltenmem. Zor yaşadım. Zorluklara katlandım. Kolay şeyler sahici gelmiyor bana. Hele kolay elde edilenleri kelepir görmekten ziyade neden diye sorglarım. Dedim ya ben Sonbahar çocuğuyum, kışa hazırlıklı yaradılmışım.

          Şüphesiz inanmanın insana verdiği huzur mu desem mutlulukmu desem, güven diye de tanımlayabileceğimiz yürek ve beyin rahatlığı oluyor insanda. Düşünsenize ne olursa olsun Allah(cc) var gam yok '' diyor, geçiyorsunuz. Buna tevekkül diyebilirsiniz. Hatta, sabredenlerden olma arzusu da diyebilirsiniz.

          Nerede bulunduğumun, nereye, kime baktığımın bir önemi yok. İnsanoğlunun muazzam azmi; Azametli, bir o kadarda gösterişli eserler seriyor önümüze. Ne olursa olsun arz muhteşem, arş muhteşem, beşerin yaptığı zerre kalıyor.  Fani yani. Baki olan ise, kalıcı ve büyüksün dedirtiyor.

          İnternet bağımlılığı diye bişi var. Öyle olmasa telefonumuzla yatıp kalkarmıyız. Ya da ne bileyim bilgisayarla bu kadar haşir neşir olurmuyuz.?! Özellikle gençler daha müptela ama bizlerde az vakit harcamıyoruz. Öyleyse bunu daha faydalı hale getirmeliyiz. Mesela ben çok güzel dostlar, kardeşler edindim. Bazen ben bazen de onlar beni arıyorlar. Bu zamanda muhabbet edecek birini bulmak kolay mı sanıyorsunuz.?!

          Adam; '' Bana selahiyet verseler 65 yaş üstü kimseleri şehirlerde yaşatmam. Ya köyüne git ya sayfiye bir yerde yaşa veya ne bileyim; emekliler için 5 - 10 metre kare çicek ekebileceği, süpürebileceği bahçesi olan evler yapar oralarda yaşatırdım. '' diyor. Hepimizde her an yeni fikirler. Neticede bu yoğun trafik ve insan hengamesi içerisinde tembelliğimizin bir göstergesi diyorum.

           Bittimi harfler, kelimeler. Anlatacak bişi kalmadı mı ? Şair '' gök yüzüne bak '' demiş. Baktın mı ?! Ne bileyim kalk; Odanın penceresinden dışarı bak.  Çocuk iki arkadaşını kovalıyor. Bir bağırış, çığlık. Oyun mu oynuyorlar, yoksa, döğüşüyorlar mı ? Çocuklar varken evimiz sokaktan öte, cadde gibiydi. Ne kadar hareketli, bir o kadarda gürültülüydü...

           Her nesilde yeniden kurulur dünya. Hayaller, beklentiler, kızgınlıklar, sevgiler; Dahası sonuçlanmayan aşklar. Zannederler ki, sadece kendileri yaşıyorlar. Düşünmezler benzer şeyler defalarca yaşandı. Ne Mecnun, ne Ferhatlar, ne Şirinler, Leylalar yürüdü bu defalarca yenilenen kaldırımlarda..

          Üstad Ressam Erol Ulu serzenişte bulunarak '' Terazisini öne koymayan pazarcıdan mal almam. Arkalarını dönüp tartıyorlar '' paylaşımında bulunuyor.  Hakikaten eski, saygın esnaf profili zedelendi. O cömert, garibana '' bu da benden diyen '' esnaf kalmadı.

          Sordular, '' bu ayın enflasyonu ne olur '' Adam '' yahu ben TUİK miyim nerden bileyim. '' diye cevap verdi. Öteki, patates, soğan yine yükseldi. Yaşlı adam '' eskiden kuru fasulye konuşulurdu. Şimdi, patates, soğana kadar düştü. Ama en acısı ahlak, erdem depoya ambalajlandı. O daha kötü. '' dedi.

          Bende gazeteciyim; Saklayacak, gizleyecek bişeyim yok. Tezgaha serdim neyim var neyim yok. Kuzey rüzgarını ardıma almışım. Yürek yangınıma körük olur. Sen dünyalık derdindesin ben Mevlaya sığınma derdinde.    

          Ayaküstü bir kaç dakika lafladık. İyi geldi. Hani '' muhabbet imandandır '' ya, bir araya gelip böyle küçük bukleler halinde muhabbet etmemiz lazım. Yanlız uzatmayalım, bir kaç dakikayla sınırlayalım. Öyle ya çabuk bıkkınlık olmasın. Lezzetiyle devam etsin muhabbetimiz. Ayrılırken elini kalbine götürüyorsun ya, öyle anlamlı buluyorum ki; Cansın, kardeşimsin, Allah (cc) için samimiyiz diyorsun. Benimde elim yüreğimde Vesselam.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (2)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve habergebze.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
A.Eser
(06.08.2026 15:53 - #1962)
Güncellerin dile getirilmesi berkesin duygularına tercüman oluyor.Yüreğine sağlık üstad.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve habergebze.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
SİMYACI
(06.08.2026 16:04 - #1963)
Sayın abim bir serzeniş hissediyorum. Haklısınız günümüzde her şeyin hızla tüketildiği, samimiyetin ve hakiki değerlerin arka plana itildiği bir dönemde böyle samimi bir iç döküm okumak çok iyi geldi. Özellikle 'ahlak ve erdemin ambalajlanması' tespiti ne kadar da acı ama bir o kadar gerçek. Bazen kendime soruyorum. Mutlak doğru kişiye göre değişir mi? Araştırdığımda şu tespit ortaya çıkıyor. "Mutlak doğru" (absolute truth) kavramının kendisi, tanımı gereği izafi (göreli) olamaz. Çünkü "mutlak" kelimesi; zamana, mekana, kişiye, algıya veya koşullara göre değişmeyen, her durumda ve her şartta geçerli olan gerçekliği ifade eder. Eğer bir şey koşullara göre değişiyorsa, o zaten mutlak değil, izafidir. Ancak felsefi ve epistemolojik (bilgi felsefesi) düzlemde mesele burada bitmez; iki temel açmazla karşılaşırız: İnsan Algısının ve Bilgisinin Sınırı (Ontoloji ve Epistemoloji Ayrımı): Mutlak bir gerçeklik var olabilir (örneğin evrensel yasalar veya matematiksel kesinlikler), fakat insan zihni bu hakikati asla tam anlamıyla ve kusursuzca kavrayamaz. Bilgimiz her zaman duyularımızın, dilimizin, kültürel yapımızın ve bilimsel araçlarımızın sınırlarıyla kuşatılmıştır. Bu durum, "hakikatin kendisinin mutlak" olduğu gerçeğini değiştirmez; fakat "insanın hakikate erişiminin izafi (bağımlı)" olduğunu gösterir. Tarihselcilik ve Paradigma Değişimleri: Bilimsel ve felsefi teoriler zamanla evrilir. Newton fiziği belli bir dönemin mutlak doğrusu gibi görünürken, Einstein'ın görelilik teorisiyle bunun daha geniş bir gerçeğin sadece bir parçası olduğu anlaşıldı. Bu da bize insanlığın "doğru" kabul ettiği şeylerin tarihsel süreçte izafi (şarta bağlı) olduğunu gösterir. Kavramsal olarak mutlak doğru izafi değildir; çünkü izafilik onun tanımını (değişmezlik) dışlar. Fakat insanın mutlak doğruya ulaşma iddiası ve onu kavrayış biçimi tamamen izafidir.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve habergebze.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.