Hakikaten siyaset insanı, insanları idare etme sanatıdır. Bir çok gence temelde aynı eğitimi verir geleceğe hazırlarsınız; Siyaseten kürsüyü dolduracak çok az gencin ipi göğüslediğini görürsünüz. Yaradılışında, hamurundada olmalı. Liderlik, Allah(cc) vergisi diyenlere katılıyorum. Öyle olmasa onca bilgi yüklü, kürsüye çıktığında yok oluyor. Bilgi kadar ses, hitabet, mimik, hareket önemlidir.
Lİder etrafında toplanıp senelerini idealleri uğruna harcayan ikinci adamlarda vardır. Esasen lideri yüceltenler onlardır. Hani, şeyh uçmaz müridler uçurur denir ya öyle bişey. İkinci adamlar liderin sadece yolunu değil ufkunu da açarlar.
İbn-i Haldun siyaseti toplumun bir arada yaşamasını sağlayan ve anarşiyi önleyen zorunlu bir mekanizma olarak tanımlar ve üç farklı siyaset biçimi olduğunu söyleyerek; 1- Akli Siyaset 2- Dini Siyaset 3- Medeni Siyaset ( Ütopik Siyaset ) şeklinde ifade eder.
Akli Siyaset '' İnsanların akıl yoluyla koydukları kurallara dayanır. Sadece bu dünya hayatının düzenini ve idarecinin çıkarlarını korumayı amaçlar. '' derken; Medeni Siyasetin (Ütopik Siyaset): Filozofların hayal ettiği ideal toplum düzenidir. İbn-i Haldun, insan doğasının bencil ve bencil çıkarlara odaklı yapısı nedeniyle bu siyasetin pratikte imkansız olduğunu savunur. Dini Siyaset (Şer'i Siyaset): İlahi kurallara dayanır. İnsanların hem bu dünyadaki hem de ahiretteki iyiliğini ve mutluluğunu hedefler. İbn-i Haldun'a göre en üstün siyaset tarzı budur.
Siyaset bu üç ayaklı sacayak üzerine kuruludur. Siyaset sahnesinde kendilerine yer bulanlar birini tercih ederek faaliyetlerin içerisinde yer alırlar. Bu faaliyetler içerisinde koltuk sahibi olanlar zaman içerisinde koltuklara öyle alışıyorlar ki, adeta hakedilmiş mülkleri gibi görmeye başlıyorlar. Bu yüzden lider ve kadrosu umumiyetle aynı simalardan oluşur. Bu hem iyidir hem de kötüdür. Ehliyet ve liyakatın tekelleşmesine hatta tabiri caizse yeni nesillere aktarımı engeller. Taze güç ve heyecanın coşkunluğunu engeller.
Lider gibi ikincil adamlarda dengeli siyaset yaparlarsa kadro içerisinde yer almaya devam ederler. İlerleyen yaş ve yeniliklere, değişen topluma ayak uyduramayanlar fayda yerine zarar vermeye başlarlar. Bu durumda ya lider değişimi olacak ya da kadro içi değişiklikler. Ülkemizde '' tamam ben kemalime erdim bundan sonra koltuğu başkasına devrediyorum; Bilgi, birikimimi genç kadrolara aktarma vazifesini üstleniyorum '' diyerek kenara çekilen siyasetçi göremezsiniz. Tabiri caizse; ölümü halinde tabutu koltuğundan alınıp götürülecek.
Hülasa edecek olursak, ekabir konumuna gelmişler fikir kulübü oluşturup yeni nesillere birikimlerini aktarmalı. Hele hele Milli Görüş gibi ulvi düşünceyi savunduklarını söyleyenler genç kadrolara yerlerini ( koltuklarını ) vermekle yetinmeyip onlara samimiyetle sahip çıkmalıdırlar. '' Ben varsam bu düşünce yaşasın ben yoksam tarumar olsun '' diyenler çıkarcı, bukalemun siyasetçilerdir. Vesselam...

