Allâh’ı unutan ve bu yüzden Allâh’ın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. Onlar yoldan çıkan kimselerdir.” (el-Haşr, 19)
Sözünde durma, verdiği sözlere bağlı kalma, özü ve sözü doğru olma anlamına gelen ahde vefâ, İslâm ahlâkının en önemli prensiplerinden biridir. Kur'ân'a göre ahde vefâ, îmân ederek Allâh ile ahidleşmiş ve böylece kendisini hür iradesiyle kendisini sadakat yükümlülüğü altına sokmuş olan müminin ahlâkî bir borcudur. İster insanlara, ister Allâh'a karşı verilmiş olsun her ahid ve söz, yükümlülük şartlarını taşıyan her insanı borçlu ve sorumlu kılar. Bu sorumluluğun yerine getirilmesine ahde vefâ veya ahde riâyet denilir (Bakara, 2/177; Mü'minûn, 23/8).
Vikipedi'de mevzu şöyle aktarılmış; Ahde vefa (Latince: Pacta Sunt Servanda), uluslararası hukuk kurallarının oluşmasında etkili olan ve devletin anayasasında var olan ve devlete antlaşma yapma yetkisi tanıyan kuraldır. Antlaşmalar hukuku kuralıdır. Bu kuralın bağlayıcı niteliği, iyi niyet ilkesine dayanmaktadır. Ahde vefa ilkesi, devletlerin imzaladıkları antlaşmaların kurallarını kendi iradeleri ile kabul etmiş olmaları gerçeğine dayanmaktadır.
Normlar hiyerarşisinde en tepede yer alır ve devletler genel hukukunda tüm devletlerin aslında onlardan daha üst bir kuvvet olmamasına karşın sırf yaptıkları anlaşmalara riayet edecekleri düşüncesi ile -daha farklı bir söylemle kendi iradelerine yine kendi iradeleri ile imzaladıkları sözleşmelerle kayıt altına alacakları düşüncesi ile- ortaya çıkmış bir kuraldır ve devletler genel hukukunda "bağlayıcılık" meselesinin çözülmesine büyük katkısı olmuştur. Ahde vefa ilkesi sözleşmelerin bağlayıcılığını ve geçerliliğini temsil eder. Bu ilkeye göre sözleşme tarafları sözleşmenin hükümlerine bir kanun hükmüne uyarmışçasına uyarlar.
O fâsıklar ki, Allah’a kesin söz verdikten sonra sözlerinden dönerler, Allah’ın korunup gözetilmesini emrettiği bağları koparırlar ve yeryüzünde bozgunculuk yaparlar. En büyük zarara uğrayanlar işte onlardır.( Bakara / 27. Ayet )
Rabbimiz ruhlarımızı yarattığı zaman "Elestü bi rabbiküm" " Ben sizin Rabbiniz değil miyim? " diye sormuş ruhlarımız da " Kalü Bela " yani "Evet Ya Rabbi sen bizim Rabbimizsin" diye cevap vermiştir. Bizler müslümanlar olarak ahde vefanın o andan itibaren başladığına inanırız. Bu sebeple ahde vefada samimiyet, sadakat, sevgi ve devamlılık vardır.
Hayır! Kim sözünde durur, günah ve haksızlıktan sakınırsa, şüphesiz ki Allah takvâ sahiplerini sever. ( Âl-i İmrân / 76. Ayet )
Üzülerek ifade edelim günümüzde ahde vefa azalıyor. Ticarette verilen sözler tutulmadığı gibi sosyal yaşamdada o kadar yara aldı ki, konuşmalarda '' Vefa İstanbul'da bir semt ismi '' denilmeye başlanmıştır. Dürüstlük, verdiği sözde durma güzel ahlaktır. Peygamberimiz Hz Muhammed Mustafa'nın ahlakıdır. Evlatlarımızı bu anlayışla yetiştirmeye gayret etmeliyiz. Yoksa, toplumsal çözülme her alana hükmetmeye başlayacak. Vesselam..

