Anlatıla gelen geçmişimizle ilgili bir rivayeti aktarayım. Bandırma'nın Karaçalılık Köyü ile ilgili bu rivayetin bir hayli ilginizi çekeceğini ümit ediyorum.
Malum, biz Çerkeslerin ( Adiğelerin ) her şeyi sözel aktarıma dayanır. Hala neyimiz var neyimiz yok elde ne kalmış bir türlü kayda almayı beceremiyoruz. Bu konuda bir kaç yaşlımızla konuşmuş ama net bir bilgi alamamıştım. Fakat, rahmetli babamın küçükken, gençliğinde daha ileri yaştakilerden duyup bize aktardıklarını gerçek kabul edip, meraklılarına en azından dipnot bilgi oluşturur maksadıyla kaleme alıyorum.
Karaçalılık Köyü tamamı Adiğelerden oluşan ve 1864 sürgünüyle Adiğey'in şimdiki Maykop'a yakın kurulu Penexes Hable'den(köy) gelen sülaleler aracılığıyla kurulmuştur. Bu sülalerden bazıları; Kıtişler, Nıbokolar, Şhalagolar, Çüyokolar, Thavkolar, Janeler, Aşukolar, Bjaşolar, Yevmolardır.
Yeni neslin pek haberdar olmadığı ama ilgiyle karşılayacağı tarihi bilgiyi aktarayım. Karaçalılık'ı oluşturan sülalelerin sürgün sürecinde İstanbul'a geldikleri ve Sultan Abdülaziz'in emriyle şimdiki Rumelikavağı çevresine yerleştirildikleri ancak Rumelikavağı'nın Karadeniz'e bakması nedeniyle Adiğelerin hoşnut olmadığı, yerleşimin Kafkasya'yı ve Rus zulmünü hatırlattığı mazeretini yetkililere ilettikleri, yetkililerinde bunun üzerine kafileyi Bandırma ve havarisine yönlendirdikleri aktarılır.
Tabi, bu kafile içerisindeki bir sülaleden daha önce birinin Çerkesya'dan getirildiği ve Saraylı olduğuda aktarılır. Bu aile için şudur diyebileceğim bir bilgi yok. Karaçalılık'ı oluşturan kafilenin Rumelikavağı'na yerleştirilmeleride bahis konusu ettiğim saraylı aracılığıyla gerçekleşmiş.
Rumelikavağından sonra Yıldız Sarayı karşısına şimdi Beşiktaş ( BJK ) stadının olduğu yere nakledilmişler. Çevreyi iyice tanıdıktan sonra Galata içlerine, Sirkeciye kadar gider nafakalarını teminine çalışırlarmış. Galata ve Sirkecinin zengin gayri müslimleri Çerkeslerden çok rahatsız olmuşlar. Güya akşam alaca karanlığında evlerine dönerlerken yolları kesiliyormuş.
Bandırmaya gelen kafile o dönem Rum çetelerinin tabiri caizse fazlaca fink attıkları Ilıca,Ergili,Kızıksa ekseninde bir yerde,şu an kurulu olan yere iskan edilmiş. Adıgelerin yerleşiminden kısa bir süre sonra da Rumlar tali olmuşlar. Bölge sakin meskun bir yer olmuş.Zaten Karaçalılık'a yakın tüm köyler ya Adıge(Çerkes) köyleridir ya da Balkan harbiyle Balkanlardan geri gelen Manav - Türklerin yerleştirilmesiyle kurulmuş köylerdir.
Karaçalılık'ın ilk kurulduğunda 45 - 50 hane olduğu rivayet edilir. Malesef hane sayısı hiç artmamıştır. Çanakkale Savaşı'na ve Yunan işgali esnasında Kuvay-i Seyyare'ye katılıp savaşanlardan bir çoğu geri dönmemiş.
Karaçalılık'ın nüfus kaybı bunlarlada bitmemiş. Güney Marmara Çerkesleri Sürgünü'nü de yaşamışlardır.
Bu konuda daha geniş kapsamlı bir çalışma yapmayı düşünüyorum. Son dönem bazı arşivlerin araştırmalara açıldığını biliyoruz. İnşaallah daha detaylı bilgiyle bu konuyu bir daha işleriz. Tabi, konuya meraklı başka bir kardeşimizin daha kapsamlı bir çalışmayla huzurumuza çıkması bizleri daha da mutlu eder.Neden olmasın.
liderhaber.com da yayınlandı.
BANDIRMA'NIN KARAÇALILIK KÖYÜNÜN KURULUŞ TARİHÇESİ
Anlatıla gelen geçmişimizle ilgili bir rivayeti aktarayım. Bandırma'nın Karaçalılık Köyü ile ilgili bu rivayetin bir hayli ilginizi çekeceğini ümit ediyorum.
Malum, biz Çerkeslerin ( Adiğelerin ) her şeyi sözel aktarıma dayanır. Hala neyimiz var neyimiz yok elde ne kalmış bir türlü kayda almayı beceremiyoruz. Bu konuda bir kaç yaşlımızla konuşmuş ama net bir bilgi alamamıştım. Fakat, rahmetli babamın küçükken, gençliğinde daha ileri yaştakilerden duyup bize aktardıklarını gerçek kabul edip, meraklılarına en azından dipnot bilgi oluşturur maksadıyla kaleme alıyorum.
Karaçalılık Köyü tamamı Adiğelerden oluşan ve 1864 sürgünüyle Adiğey'in şimdiki Maykop'a yakın kurulu Penexes Hable'den(köy) gelen sülaleler aracılığıyla kurulmuştur. Bu sülalerden bazıları; Kıtişler, Nıbokolar, Şhalagolar, Çüyokolar, Thavkolar, Janeler, Aşukolar, Bjaşolar, Yevmolardır.
Yeni neslin pek haberdar olmadığı ama ilgiyle karşılayacağı tarihi bilgiyi aktarayım. Karaçalılık'ı oluşturan sülalelerin sürgün sürecinde İstanbul'a geldikleri ve Sultan Abdülaziz'in emriyle şimdiki Rumelikavağı çevresine yerleştirildikleri ancak Rumelikavağı'nın Karadeniz'e bakması nedeniyle Adiğelerin hoşnut olmadığı, yerleşimin Kafkasya'yı ve Rus zulmünü hatırlattığı mazeretini yetkililere ilettikleri, yetkililerinde bunun üzerine kafileyi Bandırma ve havarisine yönlendirdikleri aktarılır.
Tabi, bu kafile içerisindeki bir sülaleden daha önce birinin Çerkesya'dan getirildiği ve Saraylı olduğuda aktarılır. Bu aile için şudur diyebileceğim bir bilgi yok. Karaçalılık'ı oluşturan kafilenin Rumelikavağı'na yerleştirilmeleride bahis konusu ettiğim saraylı aracılığıyla gerçekleşmiş.
Rumelikavağından sonra Yıldız Sarayı karşısına şimdi Beşiktaş ( BJK ) stadının olduğu yere nakledilmişler. Çevreyi iyice tanıdıktan sonra Galata içlerine, Sirkeciye kadar gider nafakalarını teminine çalışırlarmış. Galata ve Sirkecinin zengin gayri müslimleri Çerkeslerden çok rahatsız olmuşlar. Güya akşam alaca karanlığında evlerine dönerlerken yolları kesiliyormuş.
Bandırmaya gelen kafile o dönem Rum çetelerinin tabiri caizse fazlaca fink attıkları Ilıca,Ergili,Kızıksa ekseninde bir yerde,şu an kurulu olan yere iskan edilmiş. Adıgelerin yerleşiminden kısa bir süre sonra da Rumlar tali olmuşlar. Bölge sakin meskun bir yer olmuş.Zaten Karaçalılık'a yakın tüm köyler ya Adıge(Çerkes) köyleridir ya da Balkan harbiyle Balkanlardan geri gelen Manav - Türklerin yerleştirilmesiyle kurulmuş köylerdir.
Karaçalılık'ın ilk kurulduğunda 45 - 50 hane olduğu rivayet edilir. Malesef hane sayısı hiç artmamıştır. Çanakkale Savaşı'na ve Yunan işgali esnasında Kuvay-i Seyyare'ye katılıp savaşanlardan bir çoğu geri dönmemiş.
Karaçalılık'ın nüfus kaybı bunlarlada bitmemiş. Güney Marmara Çerkesleri Sürgünü'nü de yaşamışlardır.
Bu konuda daha geniş kapsamlı bir çalışma yapmayı düşünüyorum. Son dönem bazı arşivlerin araştırmalara açıldığını biliyoruz. İnşaallah daha detaylı bilgiyle bu konuyu bir daha işleriz. Tabi, konuya meraklı başka bir kardeşimizin daha kapsamlı bir çalışmayla huzurumuza çıkması bizleri daha da mutlu eder.Neden olmasın.
liderhaber.com da yayınlandı.
Ekleme
Tarihi: 21 Ekim 2026 -Çarşamba
BANDIRMA'NIN KARAÇALILIK KÖYÜNÜN KURULUŞ TARİHÇESİ
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(1)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
SİMYACI
(21.10.2026 14:50 -
#2127)
İmparatorluklar çökerken ardında sadece haritalar değil, bölünmüş hafızalar ve derin travmalar bırakır. Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılma sürecinden bu yana farklı etnik bakiyelerin (Çerkesler, Boşnaklar, Gayrimüslimler, Kürtler, Araplar) yaşadığı dışlanmanın ana fikri tek bir kavramda özetlenebilir: “Bölünme Travmasının Ulus-Devlet Aklına Yansıması.”
Osmanlı, yüzlerce yıl çok dinli ve çok etnikli bir “millet sistemi” ile yaşadı. Ancak 19. ve 20. yüzyıllarda Balkanlar ve Kafkasya’da yaşanan yıkıcı toprak kayıpları, sürgünler ve kitlesel katliamlar, kurucu iradede ve toplum hafızasında silinmez bir Sevr Sendromu yarattı. Devletin bekası için tek çare, "her an parçalanmaya hazır bir imparatorluk" modelini terk edip, dil, kültür ve ideal birliği sağlamış homojen bir ulus-devlet inşa etmek olarak görüldü.
İşte dışlanmanın vurucu noktası burada başlar: Ulus-devletleşme sürecinde, merkezin belirlediği standart kimliğin (dil, kültür, aidiyet) dışındaki her renk, varlığı gereği “bütünlüğü tehdit eden bir risk” ya da “potansiyel bir güvensizlik unsuru” olarak kodlandı.
Gayrimüslimler, Batılı devletlerin müdahale aracı veya "beşinci kol" olarak görülüp ekonomik ve sosyal hayatın dışına itildi.
Müslüman muhacirler (Çerkes, Boşnak, Arnavut), vatan bildikleri topraklarda "yabancı" ya da geçmiş siyasi kırılmaların gölgesinde "şüpheli" sayıldı.
Yerleşik farklı kimlikler ise kültürel ve dilsel özgünlüklerini korumak istedikçe "merkeze itaatsiz" kabul edildi.
Bu dışlanma bireysel bir nefretten ziyade, koca bir imparatorluğu kaybetmiş bir toplumun, elinde kalanı koruma kaygısıyla sergilediği kurumsal ve sosyolojik bir savunma refleksidir.
MAALESEF;
Etnik zenginlik, güvenlik paranoiasına kurban edilmiştir.

