GEÇMİŞTEN BUGÜNE BİZ
Biz, zamanın yavaş aktığı yıllardan geliyoruz. Hayatın aceleye getirilmediği, sabrın ve emeğin değer bildiği bir dönemden.
Toprağa dokunduk, alın terinin ne demek olduğunu orada öğrendik. Gaz lambasının ışığında büyüdük, soba başında ısındık. Kış sabahlarında gün doğmadan yollara düştük; kömür sıralarında bekledik. Leğenlerde yıkandık, çamaşırlarımızı yine leğenlerde yıkadık. Yokluk vardı ama şikâyet yoktu; kanaat vardı, dayanma vardı.
Zaman değişti. Evler aydınlandı, imkânlar arttı, hayat hızlandı. Biz hem öncesini gördük hem sonrasını yaşadık. Yoklukta şükretmeyi, varlıkta ölçüyü bilen bir nesil olduk.
Anne babasını memnun etmeye çalışan bir nesildik biz. Onları üzmemek bir sorumluluktu. Bugün ise çocuklarını üzmemek için kendinden vazgeçen anne babalar olduk. Geçmişle gelecek arasında sessiz bir köprü gibi durduk.
Belki çok konuşmadık, kendimizi anlatmayı da pek bilmedik. Ama bu yollardan geçenler, sessizce yük taşıyanları iyi bilir.
Değerimiz çok bilinmedi belki. Ama gün gelir, bu sabrı, bu kanaati, bu insanlığı ararsınız. Hem de çok.
BİZ
El bebek gül bebek büyümedik biz
Saçımızı okşayan görmedik biz
Hayat yolu bize hep yokuş oldu
Engelsiz yollarda yürümedik biz.
Sarıp sarmalayan olmadı bizi
El üstünde tutan olmadı bizi
İtildik, kakıldık önemsenmedik
Koruyan kollayan olmadı bizi.
Gözle görülmez yaralarımız var
Kalpten silinmez anılarımız var
Dertle doldurduk Ömür sayfasını
Unutulmayan acılarımız var
Neler geçti bizim şu başımızdan
Bazen ümit kestik, yarınımızdan
Çok zorlu geçti gençlik yıllarımız
Hiç tat alamadık yaşantımızdan.
Nihat Kurnaz

