Tarih, zulmü unutmuyor. Firavun’u da unutmuyor, Nemrut’u da… Güçlerini tanrılaştıran, iktidarlarını mutlak gören, insan hayatını bir sayıdan ibaret sayanları tarih hep aynı yere yazıyor: Zulmün karanlık hanesine.
Firavun, Musa’nın kavmine uyguladığı baskıyla; Nemrut, İbrahim’i ateşe atacak kadar gözünü karartan kibriyle hatırlanır. Onlar, kendi dönemlerinde “yenilmez” sanılıyorlardı. Orduları vardı, sarayları vardı, korku salan güçleri vardı. Ama hakikat değişmedi: Güç, adaletle birleşmediğinde sadece zulmün aracına dönüşür.
Bugün takvimler ilerledi, silahlar değişti, kelimeler cilalandı. Ama zihniyet aynı kaldı.
Bugün de binlerce masum insan ölüyor. Bugün de çocuklar enkaz altında, anneler evlatsız, şehirler haritadan siliniyor. Ve bütün bunlar “demokrasi”, “güvenlik”, “meşru müdafaa” gibi süslü kavramların arkasına saklanarak yapılıyor.
ABD ve İsrail’in son yıllarda özellikle Orta Doğu’da ve Filistin’de sergilediği tablo, vicdan sahibi hiç kimse tarafından görmezden gelinemez. Hastanelerin vurulduğu, sivil yerleşimlerin bombalandığı, suyun, elektriğin, gıdanın silah olarak kullanıldığı bir düzen, hangi çağda olursa olsun zulümdür. Zulmün pasaportu olmaz, bayrağı olmaz, ittifakı olmaz.
Bugün dünyanın “güçlüleri”, tıpkı Firavun gibi kendilerini hesap vermez görüyor. Tıpkı Nemrut gibi, ateşi haklılık sanıyorlar. Uluslararası hukuk, insan hakları, çocuk hakları; hepsi yalnızca güçlülerin işine geldiği sürece hatırlanan kavramlara dönüşüyor.
Daha acısı ise sessizliktir. Zulüm kadar tehlikeli olan, zulme alışmaktır. Ekranlardan akan ölüm görüntülerine duyarsızlaşmak, “ama”larla, “fakat”larla katliamları gerekçelendirmek, insanlığı biraz daha çökertir.
Şunu açıkça söylemek gerekir:
Mazlumun kimliği, dili, dini sorulmaz. Katledilen bir çocuk, hangi coğrafyada olursa olsun çocuktur. Ve onu öldüren güç, ister süper güç olsun ister bölgesel aktör, tarihin gözünde Firavunlaşır, Nemrutlaşır.
Tarih tekerrür etmiyor; zihniyet tekerrür ediyor. Ama tarih aynı zamanda şunu da gösteriyor: Hiçbir Firavun sonsuz olmadı, hiçbir Nemrut ateşten bir gelecek kuramadı.
Geriye kalan tek şey, kimin nerede durduğudur.
Zulmün yanında mı, insanlığın safında mı?
